Dünyaya altı yüz sene nizam veren Osmanlı İmparatorluğu iç ve dış güçlerin bilerek veya bilmeyerek yaptıkları işbirliği sonucu yıkıldı. Osmanlı, devletinin adına Türk demedi. Bunun ferasetli bir anlayışla yapıldığını bugün daha iyi idrak edebiliyoruz.
Osmanlı’nın yıkılışını azınlıkların milliyetçilik hareketleri, bu hareketlere nazire sayılabilecek İttihat Terakkinin milliyetçi –Türkçü- hareketleri hızlandırmıştır.İttihat Terakkinin baş aktörlerinin hem milliyetçi hem de mason olduklarını hesaba katarsak nasıl bir çıkmaza sürüklendiğimiz anlaşılır. Vatanı, milleti kurtarma sevdaları o zihniyettekilerle başlamış, zamanımıza kadar da kurtarıcılar hep sahnede kalmışlar. Bu kurtarıcılar neyi, nasıl kurtarmışlarsa, kurtardıkları alana vatandaşı, milleti sokmamışlar.Ellerine geçirdikleri metayı millete kaptırmamak için her yolu mubah saymışlar. Yapılan her türlü kanunsuz işlere uygun kılıf bulmuşlar. Sivil ve resmi dayatmacı güçler, yaptıklarına meşruiyet kazandırmak için baştakullandığım kavramlara sığınmışlar.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa başörtüsüyle bir bayan aday oluyor, vatandaşın oyuyla vekil seçiliyor, Meclise giriyor.Pardon giremiyor.Yaka paça kovalanıyor. Evine baskın yapılıyor. Okulda herkesin gözü önünde, çocuklarının yanında hakaretlere uğruyor. Gerekçesi “Rejim elden gidiyor, laiklik elden gidiyor”.
Ana kuzusu,körpe gençlerimiz vatanını korurken Şehit düşüyor. Başı örtülü anaları merasimlere sokulmuyor. Yine aynı gerekçe, “ rejim elden gider”. Başı örtülü ana vergisini verir, oğulcağızını askere gönderirken rejimi korur, inançları uğruna başını örterek askerde canını veren oğlunun cenaze merasimine katılırsa rejim elden gider...
İnsanlık tarihinde çok garip olaylar, uygulamalar mutlaka olmuştur. Ama böylesi…
İmam Hatipleri bitirenler, katsayı kıskacında tutulmalı ki yüksek mevkilere gelemesinler. Böyle eşitlik sağlanıyormuş. Yoksa gericiler, irtica, karanlık güçler memleketi sarar. Sonra da rejim elden gider. Yıllardır aynı kısır döngü…
Birkaç yıl öncesiydi. Bir büyük rütbeden emekli bir hemşerimizle sohbete başladık. Yolculuğu sırasında bir gence rastladığını,elinde bir kitap okuduğunu görünce pek sevindiğini, ancak kitaba baktığında dini içerikli olduğunu görünce beyninden vurulduğunu söyledi. Ben pek şaşırmadan, “ kitap dini değil de dinsizliği savunan bir kitap olsaydı yine aynı rahatsızlığı duyacak mıydınız” dedim. Biraz şaşırdıktan sonra “siz zaten rejim düşmanı kişilersiniz” diyerek bizi kendi insanımızın içinde, kendi ülkemizde düşman saflarına katıverdi. Şu cevabı verdim; “Sen hangi rejimden bahsediyorsun,benim inandığım rejim, dünyevi ve uhrevi yaşantımıza huzur ve mutluluk vermeli”…
Yıllardır içerde düşman, dışarıda düşman, komşular düşman politikasıyla Koca Osmanlının varisleri köşemize sıkıştık.Ekonomik, teknik ve sosyal kalkınmalarda hep yerimizde saydık. Üniversitelerde,yüksek okullarda bayramlarda, devlet dairelerinde, rejimi kurtarma nutuklarından ülkemizi kalkındırma hamlelerine zaman ve fırsat bulunamadı. Zaman zaman bir değişim ve kalkınma atağına kalkan hükümetlere yine rejim ve laiklik tehlikesiyle satıyorsun, ihanet ediyorsun yaftalarıyla her türlü engel konuyor.
Her türlü dayatma, tehdit ve gözü dönmüş saldırılara rağmen demokratik değişim, gelişim mutlaka tamamlanmalı. Korkulardan kurtularak içi ve dışı hür beyinlerle ülke kalkınmasında yer almalıyız. İktidarı, muhalefeti milli menfaatlerde bir olmalıyız. Ufak parti hesaplarını bırakmalı, torunlarımıza hür, bağımsız, gelişmiş, medeni alemde zirvelerde yer almış bir ülke emanet edebilme yarışında olmalıyız. Büyük düşünenler her zaman büyük işler başarır.
Ecdadımız Osmanlı, çadırdan dünya hakimiyeti kurmuştur. Rejim korkusu, Koltuk korkusu, düşman korkusu duymadan; yalnız Allah korkusu duyarak...
Sinop Belediye Başkanı Baki Ergül'ün icraatlarından memnun musunuz? (Aynı IP'den kullanılan oylar iptal edilmektedir)